Bu Dünyada hem Ölüm var hem Şeytan

Esselamün Aleyküm Muhterem Cemaat.

Efendi Baba Hznin Sofuların birisi dün vefat ediyor. Gönül arzu ediyordu, lakin malum kış şartları nasib olmadı cenazeye yetişemedik.

Bugün gelir gelmez sofularla birlikta doğruca kabristana vardım. Üzerimizde gam keder vardı vardı, şimdi onun üstüne bir destedaha yük vurup karşınıza geçtim. Yolda gelirkende bir ihtiyarla karşılaştım. Oturup biraz sohbet ettik Dedim “ İhtiyar, sende yaş geçmiş. Yaşlandın. Hiç ölümü düşünmüyor musun? „Bizim sofulardan bir tanesi dün vefat etti. Allah rahmet eylesin. „Tanıyormuydun“ bir hukukunuz varmıydı dedim? „70 yıldır çocukluğumdan beri tanırdım.“ dedi. „Şimdi nerde?“ Ne haldedir haberin varmı dedim. Baktım ihtiyarda ses yok soluk yok. Bir kez daha anladımki nefis dünyaya doymuyor isterse insanoğlu Hz. Adem (a.s.) gibi bin yıl yaşasa dünyadan gözleri açık gidecek. Cemaaten biri vefat edince hızlıca şu yamaçtaki kabristana gömüp geliyoruz. Takdiri İlahi ile bizlerinde gideceği yer hasbel kader orası. Ondan ötesi yok bu dünyda. Bu Dünyada ölüm var. Ölümü unutmayacaksınız. Sabah akşam ölümü unutmayacaksınız. Ne zaman dünyaya birisi kaptırırsa kendini, Allah Resulü (s.a.v.) buyurur idiki: “ Gidin kabristanı dolaşın. Kabristan İnsana ölümü ve ahireti hatırlatır ve ahireti için ibret almayı sağlar Gidin ibret alın. Gidin ölenlere bir bakın! Müslümanlar O kabirdekilerki şimdi uyandılar hakikati gördüler. Kabir kimine Cennet bahçesinden bir bahçe oldu, Kiminede Hafizan Allah Cehennem çukurlarından bir cukur. Şimdi kabristana gitsek lisanı hal ile neler anlatırda ama bizim idrakimiz kaldırmadığı için o hali o ahvali anlayamayız. Peygamber Efendimiz (a.s.) Bedir gazvesinden sonra yerde yatan Kureyş büyüklerinin cesetlerine döndü seslendi: „Rabbinizin va’dettiği azabın doğru olduğunu anladınız mı?“ dedi. Hz. Ömer (r.a.)’in: „Ey Allah’ın Resulu! Bu ölülere bu cesetlere mi hitap ediyorsunuz?“ demesi üzerine, Resulullah (a.s.) şöyle buyurmuştur: „Siz bunlardan daha fazla duyar değilsiniz. Fakat bunlar cevap veremezler.“ buyurmuştur

Ey Cemaat Vallahi bizler çok aciz insanlarız. Bakmayın şurda oturup size sohbet verdiğime falan. Güçlü kuvvetli gözüktüğümüze , biz çok aciz, güçsüz, kuvvetsiz insanlarız. Bir hasta olsak ufak bir mikrop kapsak vesile vasıta diye doktor doktor dolaşırız. Bazen şifa buluruz bazen bulamayız.Bi yakınımızı kaybetsek başımıza ufak bir musibet gelse başlarız ağlamaya sızlamaya.

Üç gün onun tesiriyle tövbe istiğfar eder yüzümüzü Allaha döneriz , kendimize amelimize biraz çekidüzen veririz. Dördüncü gün oldu mu tekrardan dünya bizi kuşatır ipleri nefsin eline teslim ederiz.

Aziz Müslümanlar. Şimdi cemaate soruyorum ne oldu niye dağılıyorsunuz cemaati niye terk ediyorsunuz islamda cemaat esatır sürüden ayrılanı kurt kapar.

Diyorlarki hocam Şeytan bizi bırakmıyor. Yahu Şeytanın elinde urganmı varki seni bağlasın. Velevki elinde urgan varsa sana Allah o urganı kesecek bıcak vermiş. Vesvesesi varsa sığınacak Allah var. Sen şeytanın fitnesinden hilesinden kaçtıp Allaha sığındada kapıdamı kaldın yok. Bilakis onun sana gösterdiği yol nefsine hoş geldi. Sana süslü geldi daha albenili daha cazip geldi zehiri sana şeker kabına sarıyor sana yutturu veriyor. Peki yeri gelmişken en büyük düşmanımız olan şu şeyatanı biraz tanıyalım. Şeyhül Ekber Muhiddini Arabi Hz Bize Allah Resulü Aleyhisselam Ashabı ve iblisi melunu lane arsında geçen şöyle bir mesele naklediyor.

İbn-i Abbas (r.a.) Hz.leri’ nden naklen Muaz b. Cebel (r.a.) rivâyet ediyor.

— Bir gün Resûlullah (s.a.v.) ile beraberdik. Ensârdan (r.a.) birinin evine toplanmıştık… Tam bir cemaat olmuştuk.

Ev sahibi:

— İçeridekiler… Eve girmem için bana izin verir misiniz? Benim sizden bir dileğim var görülecek bir işim var…

Bunun üzerine, herkes Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin yüzüne bakmaya başladı.

Resûlullah (a.s.) Efendimiz duruma vâkıf oldu ve:

— “Bu seslenen kimdir, bilir misiniz?” buyurdu.

Biz hep birden şöyle dedik:

— En iyi bilen Allah (c.c.) ve Resûlüdür (s.a.v.).

Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz:

— “O, lâin iblistir. —Şeytandır.— Allah’ın (c.c.) lâneti onun üzerine olsun…”

Buyurunca hemen Hz. Ömer (r.a.):

— “Ya Resûlâllah (s.a.v.), bana izin veriniz onu öldüreyim“ dedi.

Resûlüllah (a.s.) Efendimiz bu izni vermedi; şöyle buyurdu:

— “Dur ya Ömer (r.a.), bilmiyor musun ki; ona belli bir vakte kadar mühlet verilmiştir… Öldürmeyi bırak.”

Sonra şöyle buyurdu:

— “Kapıyı ona açın gelsin… O buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya çalışınız. Size anlatacaklarını iyi dinleyiniz…”

İblis içeri girdi, Sonra şöyle bir selâm verdi:

— Selâm sana ya Muhammed (s.a.v.)! Selam size ey cemaat-ı müslimin.

Onun bu selâmına Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz şu mukabelede bulundu:

— “Selâm Allah’ındır (c.c.) ya lâin.”

Sonra ona şöyle buyurdu:

— “Bir iş için geldiğini duydum; nedir o iş?”

Şeytan şöyle anlattı:

— Benim buraya gelişim, kendi arzumla olmadı. Mecburen geldim.

Resûlullah (a.s.) Efendimiz sordu:

— “Nedir o mecburiyet?”

Şeytan anlattı:

— İzzet sahibi Rabbin (c.c.) katından bana bir Melek geldi. Ve dedi ki:

— ”Allah-ü Teâlâ (c.c.) sana emir veriyor. Muhammed’e (s.a.v.) gideceksin. Ama düşük ve zelil bir halde. Tevazu ile. O’na (s.a.v.) gideceksin ve Ademoğullarını nasıl kandırdığını anlatacaksın. Onları nasıl aldattığını söyliyeceksin bir bir O’na (s.a.v.). Sonra O (s.a.v.) ne sorarsa doğrusunu diyeceksin.” Sonra… Allah-ü Teâlâ (c.c.) buyurdu ki:

—”Söylediklerine bir yalan katarsan, doğruyu söylemezsen… Seni kül ederim. Rüzgâr savurur… Düşmanları nın önünde seni rüsva ederim.”

İşte böyle ya Muhammed (s.a.v.), o emir üzerine sana geldim. Arzu ettigini bana sor…

Bundan sonra Resûlüllah (a.s.) Efendimiz şöyle sordu:

— “Madem ki sözlerinde doğru olacaksın. O halde bana anlat: Halk arasında en çok sevmediğin kimdir?”

Şeytan şu cevabı verdi:

— “Sensin ya Muhammend (s.a.v.)… Allah’ın (c.c.) yaratıkları arasında Senden daha çok sevmediğim kimse yoktur. Sonra, senin gibi kim olabilir ki?“

Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz sordu:

— “Benden sonra en çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin?…”

Şeytan anlattı:

— “Müttaki bir gence ki… varlığını Allah (c.c.) yoluna vermiştir.“

Bundan sonra, sual-cevap aşağıdaki şekilde devam etti. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz sordu; şeytan anlattı.

— “Sonra kimi sevmezsin?”

— “Kendisini sabırlı bildiğim, şüpheli işlerden sakınan âlimi.“

— “Sonra?…”

— “Sabırlı olan bir fakiri ki; ihtiyacını hiç kimseye anlatmaz… Halinden şikayet etmez…“

— “Sonra kim?…”

— “Şükreden, zengin.“

Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz bu defa mevzuu değiştirdi ve ona başka bir sual sordu:

— “Peki ümmetim namaza kalkınca senin halin nice olur?”

— “Ya Muhammed (s.a.v.), beni bir sıtma tutar. Titrerim.“

— “Neden böyle olursun ya lâin?…”

— Çünkü bir kul, Allah (c.c.) için secde ederse bir derece yükselir.

— “Peki va oruç tuttukları zaman nasıl olursun?”

— “O zaman bağlanırım. Ta, onlar iftar edinceye kadar.“

— “Peki ya Hac yaptıkları zaman nasıl olursun?…”

— “O zaman da çıldırırım.“

— “Peki ya Kur’an okudukları zaman nasıl olursun?…”

— “O zaman da eririm, tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm.“

— “Peki ya Sadaka verdikleri zaman halin nasıldır?”

— “Ha işte o zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren, bir testere alir eline ve beni ikiye böler.“

Bundan sonra Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz Ashâbı (r.a.) hakkında ona bazı sorular sordu:

Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz yukarıdaki soruları sorduktan ve şeytanın verdiği cevapları da kısmen bitirdikten sonra, şöyle buyurdu:

— “Ümmetime saadet ihsan eden, seni de tâ, belli bir vakte kadar şâki kılan Allah’a (c.c.) hamd olsun.”

Resûlüllah (a.s.) Efendimizin o cümlesini duyan lâin şöyle dedi:

— “Heyhat, heyhat… Ümmetin saadeti nerede? Ben, o belli vakte kadar diri kaldıkça, sen ümmetin için nasıl ferah durursun? Ben onların kan mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar benim bu halimi göremez ve bilemezler. Beni yaratan ve baas gününe kadar bana mühlet veren Allah’a (CC) yemin ederim ki, onların tümünü azdırırım. Cahillerini ve âlimlerini, ümmîlerini ve okumuşlarını… Fâcirlerini ve âbidlerini… Hasılı, bunların hiç biri elimden kurtulamaz.

Fakat… Allah’ın (c.c.) hâlis kullarını… Evet, bunları azdıramam.“

Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz sordu:

— “Sana göre ihlâs sahibi muhlis kullar kimlerdir?…”

Bu suale İblis şu cevabı verdi:

— “Bilmez misin ya Muhammed (s.a.v.)? Bir kimse ki, dirhemini ve dinarını sever… O, Allah (c.c.) için bir ihlâsa sahip değildir. Bir kimseyi görsem ki; dirhemini ve dinarını sevmez; övülmekten, medhedilmekten hoşlanmaz… Bilirim ki o ihlâs sahibidir… Hemen onu bırakır kaçarım. Bir kul, malı ve övülmeyi sevdiği süre kalbi de dünya arzularına bağlı kaldığı müddet o size vasfını yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir. Bilmez misiniz ki; mal sevgisi, büyük günahların en büyüğüdür. Bilmez misiniz ki; ya Muhammed (s.a.v.), baş olma sevgisi büyük günahların en büyükleri arasındadır……“

İblis, bundan sonra, aldattığı bir rahibin hikâyesini anlatmaya geçti. Ve şöyle dedi:

—“Bilmez misin ya Muhammed (s.a.v.), Rahip Barsisî; tam yetmis, yıl ihlâs ile Allah’a (c.c.) ibadet etti. Bu ibadetleri sonunda ona öyle bir hal ihlâs edilmişti ki: Her dua ettiği hasta, duasın bereketiyle şifâyab oluyordu.

Onun peşine takılıp hiç bırakmadım…Zina etti. Katil oldu. Sonunda da küfre girdi. Bu o kimsedir ki; Allah-ü Teâlâ (c.c.), aziz kitabında, onu şöyle anlatır:

— “…Şeytanın hali gibidir ki; o insana:

— Kâfir ol…Dedi…

Vaktaki o kâfir oldu; bu defa da ona şöyle dedi:

— Ben senden uzağım… Ben. Âlemlerin Rabbi olan Allah’tan (CC) korkarım.”

İblis bundan sonra, bazı kötü huylar üzerinde durdu. Ve onların her birinden nasıl istifade ettiğini anlattı…

— “Bilmez misin ya Muhammed (s.a.v.), yalan bendedir ve ilk yalan söyleyen de benim. Her kim yalan söylerse… O benim dostumdur. Her kim yalan yere yemin ederse O da benim sevgilimdir.

Bilmez misin ya Muhammed (s.a.v.), ben Adem’e (a.s.) ve Havva’ya yalan yere Allah (c.c.) adına and içtim.

— “Muhakkak ben size nasihat ediyorum…”

Dedim… Bunu yaparım, çünkü yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir.

— Gıybet ve koğuculuğa gelince… Onlar da benim meyvelerim ve şenliğimdir.

O, her ne zamanki namaza kalkmak ister; tutarım. Ona vesvese veririm.

Derim ki:

— Henüz vakit var. Sen de meşgulsün; hele şimdilik işine bak. Sonra kılarsın. Böylece o vaktinin dışında namazını kılar… Ve bu sebepten onun kıldığı namazı yüzüne atılır. Şayet o kimse beni mağlup ederse ona insan şeytanlarından birini yollarım… Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alıkoyar. O bunda da beni mağlup ederse… Bu sefer onun hesabını namazda görmeye bakarım. … “

Şeytan bundan sonra konuşmasına devam etti:

—“Ya Muhammed, bir kimseyi delâlete sürüklemek için elimde bir imkân yoktur. Ben ancak vesvese veririm ve bir şeyi güzel gösteririm, o kadar. Eğer delâlete sürüklemek. elimde olsaydı, yeryüzünde Allah’tan (c.c.) başka ilah yoktur ve Muhammed (s.a.v.) Allah’ın (c.c.) Resûlüdur (s.a.v.), diyen herkesi. Oruç tutanı ve namaz kılanı hiç bırakmazdım, hepsini delalete düşürürdüm. Nasıl ki, senin elinde de hidayet nev’inden bir şey yoktur. Sen ancak Allah’ın (c.c.) Resûlüsün (s.a.v.). Ve tebliğe memursun. Şayet hidayet elinde olsaydı; yeryüzünde tek kâfir bırakmazdın. Sen Allah’ın (c.c.) halkı üzerine bir hüccetsin… Ben de, kendisi için ezelde şekavet yazılan kimselere bir sebebim. Said olan kimse, ta, ana karnında iken, saiddir. Şaki olan da, yine ana karnında iken şakidir. Saadet ehli kılan Allah (c.c.), şekavet ehli kılan da Allah (c.c.).“

Bundan sonra… Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz şu iki âyet-i kerîmeyi okudu:

— “Bunlar, ta, sonuna kadar böyle değişik şekilde devam edecek, ancak Rabbin (c.c.) esirgedikleri hariç… Allah’ın (c.c.) emri be hemahal yerini bulan bir kaderdir…“

Ve İblis cümlelerini şöyle tamamladı..

— “Ya Resûlallah (s.a.v.). Seni Peygamberlerin efendisi kılan Cennet ehlinin hatibi eyleyen ve Seni halkı içinden seçen ve halkı arasında bir gözde yapan, beni de şakilerin efendisi kılan ve cehennem ehlinin hatibi eyleyen Allah (c.c.), bütün noksan sıfatlardan münezzehtir.“

Şimdi aziz kardeşlerim hikaye uzun şeytanında hilesi ve tuzağı çok bunu öğrendik amma velekin savunmasızda değilmişiz onuda öğrendik şimdi. Yani Aklı başında bir müslüman hatayı ilk önce nefsinde arayacak, kendinde arayacak öyle günahı şeyatana yükleyim kurtulayım yok şeytan dahi senin günahından Allaha sığınıyor.

Aziz Müslümanlar Allahu Zül Celal Gücü yeten Müslümana haccı farz kılıyor. Çoğu müslüman ömründe en az bir kere hacca gider. Kabe Beytullah İslamın Şiarıdır. Müslümanların kıblesidir. Haccın menasıklarından biride Minada şeytan taşlamaktır. Ordada maksat şeyatanın cismini taşlamak değil onun düşmanlığını unutmamaktır. Maksat cismiyle şeytanı birgün taşlamak değil, Müslüman olarak onu hergün perişan etmek hergün Allahın zikriyle onun perişan etmektir. Allahü zül Celal “E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân, innehu lekum adüvvun mubîn buyurmakta Adüvvun mübin“ buyuruyor. Apaçık bir düşman diyor. Demekki düşmana karşı siperi mevziyi terk edersen senin beldeni yurdunu işgal eder. Şayet sende şeytanı hergün taşlamaz isen pusuda yatan kurt gibi saklandığı delikten çıkıp senin hayat nizamını bozu verir. İblisin yolu nefsin yolu hem dünyada hem ahirette sana zarar ziyandan başka bir kar getirmez.

Aziz kardeşlerim. Allah (c.c.) Dik Başlı insani sevmez. Allah (c.c.) Asi kulu sevmez. Bu ne yapar isek kendimize yapariz. Vallahi sizin kıldığınız namazların bana bir faydası yok. Billahi sizin çektiğiniz zikirlerin bana bir faydasi yok. Siz ne yaparsanız kendinize yaparsınız. İnsanoğlu zerre bir iyilik yapsa karşılığını Allah katından görecek. Kimde zerre bir kötülük yapsa karşılığını yine görecek. Estaizübiilah, „femen ya’melu miskale zerretün hayran yerağ femen ya’mel miskale zerratin şerran yerağ“ diyerekten hesabı bitirecek. Bir gün gelecek sizi teneşire sarıp musallaya koyacaklar götürüp gömecekler..

Gaflete düşmeyin. Her ne olursa olsun mezhebiniz meşrebiniz yolunuz ne olursa olsun zikre devam edin. Otururken kalkarken Allahın zikrini dilinizden birakmayin. Çokca Çokca zikirle meşgul olun. Dille zikretmeyen kalple zikredemez kardeşim. Dille zikredeceksin dil alışacak. Dil aheste ahesta Allah ile hemhal olacak. Değil mi ?

Bir kıza aşık oluyor gençler bakıyorum şiirler yazıyorlar maniler düzüyorlar. Bir tane arkadaşım vardı okulda. Bir gün bana kalın bir defter getirdi. Oğlum dedim bu ney? Dedi ben bunu sevdiğim kıza yazdım. Siir yazmış meğer defteri doldurmuş. Misal seni şöyle seviyorum kaşları kara gözleri kara diye. Ya.. Peki aziz kardesim. Allahü zül Celal sana göz verdi kaş verdi ekmek verdi, aş verdi, evlat verdi. Sen yok idin yoktan seni var etti, lisan verdi, el verdi, ayak verdi, adedini sayamayacağımız kadar bizlere nimet bahşetti İnsan oldun. Bir balçıktan yaratı bizi peki sonra nolucak. Kara kaşımız kara gözümüz yine çamur olacak toprağa karışmayacakmı sanki bedenlerimiz.

Rüzgar esecek üzerimizde toprağımızın birazını savuracak değil mi? Şimi bundan 300 sene evvel 500 sene evvel binsene evvel ölenler nerdeler. ? Kabirleri dahi yok. Hepsi vardar nehrine toz oldu karıştı gitti. Aziz kardeşlerim. Dini imanı terketmeyin. zikrullahı terketmeyin. Kalperi bilen, eviren, çeviren, Hakk’ı Allahü zül Celâldir Aziz Kardeşlerim. Belki beni kandırırsınız. Çevdenizdeki bircok insanı da kandırırsınız. Vallahi Allahü zül Celâli hiç kimsenin kandırmaya gücü yetmez, Allahı kimse kandıramaz Allahın adaleti şaşmaz terazisi şaşmaz. Napacağiz? Yarın böyle hep birlikte Allahın karşısına çıkacağız. Vallahi o gün kimse yalan konuşamaz Aziz Kardeşlerim. Senin dilinin kendisi konuşacak. Senin gözün kulağın kendisi konuşacak. Senin elin ayağın konuşacak. Senin kulağın diyecekki Ya Rabbi ben senin davetini duydum. İşittim ve itaat ettim. Rabbim bizleri işiten İtaat edenlerden eylesin

Rabbim (c.c.) ahir ve akibetimizi hayr eylesin. Rabbim bizleri kendi yolundan, Sırât-i Müstakiminden, ehl-i beytinden, Kurân-i Kerimden ayırmasın. Resulu Ekrem iki cihan güneşi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)´in yolundan ayırmasın. Dünya hayatı gelip geçici.

Allahü zül Celâl (c.c.) sorduğu zaman bizlere“ Kâle kem lebistum fîl ardı…Ne kadar kaldınız dünyada Ne kadar hayat sürdünüz“ Ne kadar kaldık diyecez peki Kâlû lebisnâ yevmen ev ba’da yevmin Bir günden az kaldık Bir kuşluk vakti kadar. Ya da bir sabah oturması kadar kaldık diyeceğiz fazla değil. Sizde hazırlığınızı ona göre yapın. Sabah hazırlananın akşam hazırlanın. Ölüme hazırlıklı olun aziz kardeşlerim. Bir yere misafir gidirken eli boş gidemiyorsun ayıptır, bizlerde adettir. Bir tane tatlı alıp ufak bir hediye alıp gidiyorsun değil mi, bu dünya hayatından sonra Allahın ebedi yurduna gidiyoruz oraya eli boş kimse gidemez. Sen Allahü zül Celâl’e misafir gidiyorsun. Ne götüreceksin. Ne götüreceğiz yarın elimizde.

Ne götureceksiniz? Paramı Pulmu Rabbim bizleri hesabını kitabını yapan kullarından eylesin Aziz Kardeşlerim.

Rabbim gecemizi hayırlı ve mübarek eylesin. Hayırlara vesile eylesin. Sizler de bize dua edin. Bizler sıkıntılara maruz kaldık. Almanyadan yola çıktık. Bizim varacağımız yol İstanbul idi. Geldik burda kaldık. Demekki nasibimiz buraya kadarmiş. Sizlerle birlikte yiyecek ekmeğimiz içecek suyumuz varmış. İnşaallah sizler de dua edin. Rabbim yolumuzu açsın işlerimizi rast eylesin. Gidelim Efendi Babayı görebilelim. Sizler de dua buyurun. Subhane rabbike rabbil izzeti amme yasifûn. Vesselatu vesselamu alel Mürselin. Velhamdülillahi Rabbil alemin . Ve alihim. Elhamdülillahirrabbil alemin el fatiha.

18.12.2010 Makedonya

Kommentare sind geschlossen.