Ehlullah Yoluna Teslimiyet

Dervişliğin ve tasavvufun yolu seyhine teslim olmaktır. Bir müridin teslimiyeti şu şekildedir; 

Ibrahim (as) Ismail (as)’a şöyle dedi; “Oğlum Allah-u zü’l-Celâl bana seni kendisine kurban etmemi vahiy etti. Ben emr-i ilâhiyeyi yerine getireceğim ve seni kurban edeceğim.” Ismail (as); “Babacığım Allah-u zü’l-Celâl’in emrine ben itiraz edemem ona inkıyat edecegim. Yalnız beni keserken senin şefkat ve merhametin doğar onun için benim ellerimi ve ayaklarımı bağla sana eziyet etmeyeyim. Ayrıca beni ensemden kes yüzüme bakıp da emr-i ilâhiyeyi yerine getirmede tereddüde düşmeyesin. Bir de annem bene çok sever. Annemin gönlünü incitme benim selamımı şöyle emr-i ilahî böyleymiş diyerek olanları hoş bir lisanla anlat” diyor.1 Müslüman’ın Hakk’a teslim olma mecburiyeti vardır. Hazret-i brahim (as) ateşe atılırken semavâtın ve arsın melekleri galeyana gelerek, Allah-u zü’l-Celâl’e şöyle yalvardı; 

“Sana bir kul ibadet ve taat ediyordu. Seni tanıyor seni biliyordu. Bu kadar isyan içerisinde, küfür içerisinde bulunan bir toplumda böyle bir belanın brahim’e yükletilmesine ve onun ateşe atılmasına müşaade edecek misin?” Allah-u zü’l-Celâl; “Benim hikmetim var” diyor. brahim (as) mancınıktan ateşe fırlatılır fırlatılmaz melekleri brahim’in yardımına gönderdi. Melekler Hazret-ibrahim’e geliyorlar. Sel melâikesi; “Üfleyip ben bu ateşi su gölü yaparak yok edeyim”, yel melâikesi “Ben bu atesi dağıtarak yok edeyim” diyorlar. Hazret-i brahim; 

“Hasbiyallahu ve Ni’me’l-vekîl” “Allah bana yeter, o ne güzel vekildir (Âl-i mrân, 173).” duasını okuyor. Hazret-i brahim (as) Allah-u zü’l-Celâl’in vekâletini kabul ettiği için hitabı ilahî geliyor; “Ey ateş sen Ibrahim’e kaşı mizacını değiş! Soğu (berden) ve üşütme (selamen). Eğer “selâm” hitabı gelmemiş olsaydı brahim (as) ateşin içinde soğuktan donacaktı. Allah’a teslim olana olur. 

Mürit mürşidine teslim olduğu zaman Allahrasulü’ne teslim olmuş, Allah’a teslim olmuş olur. Allah-u zü’l- Celâl “Kim peygambere itaat ederse Allah’a itaat etmis olur.”2 buyurmaktadır. Bu teslimiyet öncelikle müridde şu hasletlerin var olmasıyla değer kazanır; Mürit sıfat-ı resul ile mevsuf olacaktır. Bu ise ancak Rasulüllah’ın hareketlerine ve yaşantısına dikkat ederek öylece yaşama gayreti göstermekle mümkündür. Allah-u zü’l-Celâl söyle buyurmaktadır; “nananlar, kötülükleri iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah rızası için harcarlar. Boş söz işittikleri zaman, ondan yüz çevirirler ve “bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size, size selam olsun. Biz kendini bilmezleri istemeyiz” derler.”3 

Bu bakımdan sofiler insanların uyumsuzluklarını hoş karşılamalıdır ve yine Allah-u zü’l-Celâl’in buyurduğu üzere “Yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahil kimseler kendilerine laf attığı zaman (incitmeksizin) “selam” derler (geçerler). Ve onlar ki, yalan şahitlik etmezler, boş bir şeye rastladıkları zaman vakar ile oradan geçip giderler.”4 Yani sofiler kendini bilmezler ile sürtüşmemeli çatışmamalıdır. Ehlullah yoluna müntesip olan kişide şu ahlakî ilkeler bulunmalıdır; 

Teslimiyet, Sıdk (doğruluk), Rıza, iyiliği emretmek kötülüğü nehyetmek, Tevbe ve istiğfar, Hakikate bağlılık, Allahdostları ile dostluk, Allah yoluna basiret ile imtisal etme, Allahdostlarının izinde hareket etme, Tebliğ, Sabır, Dua, Kabirleri ziyaret ve ahirete hazırlık, Ehlibeyt’i sevmek ve onların hizmetinde bulunmak, Seyyid Muhammed hazretlerinin eserlerini sık sık okumak sohbetlerine imtisal etmek, Müsaverede bulunmak, tevazu ile dünya sevgisinden uzaklaşmak.

Şeyhe teslimiyet müridin kemalleşmesinin en önemli sebebidir. Teslimiyeti tam olan sofiler fenâ fi’ş-şeyh makamına dâhil olurlar. Bunun şartı ise sofinin kendi iradesini Şeyhinin iradesinde kaybetmesidir. Ancak bundan sonra sofiler derece derece bakâ billah makamına yükselirler. Teslimiyeti nâkıs olan kimseler ise marifetullah kapılarından içeri giremez fakat yapmış olduğu ibadetlerin sevaplarından da mahrum kalmaz. 

Teslimiyetten gaye kibir ve haset hastalığının tedavisidir. Nitekim kibir ve haset hastalığı bütün günahların kaynağıdır. Seytan ancak kibrinden dolayı rahmet-i ilâhîden tard edildi. Bu iki kötü hasletin en büyük zararı insan fıtratını tahrip etmesidir. Nitekim fıtrî özelliğini kaybetmiş organlar ruha ve bedene ancak hastalık bulastırır. Rahmanın tecellilerinin fıtratını kaybetmiş bir kalbe tesir etmeyeceği aşikardır. Allah-u zü’l-Celâl şöyle buyurmaktadır: “…kalplerine mühür vuruldu. Bundan dolayı onlar anlayışsızdırlar.”5 “(Ey Muhammed) hevâ ve hevesini kendine ilâh edinen ve Allah’ın ilmi ile saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürleyip gözüne perde çektiği kimseyi görüyor musun? Simdi onu Allah’tan başka kim hidâyete erdirebilir? Hala düşünmez misiniz?”6  


1 Bkz. Saffât Sûresi, Ayet 102-8.
2 Nisa Sûresi, Ayet 80.
3 Kasas Sûresi, Ayet 54-5.
4 Furkan Sûresi, Ayet 63,72.
5 Tevbe Sûresi, Ayet 87.
6 Câsiye Sûresi, Ayet 23.

Kommentare sind geschlossen.