KADiRÎ TARÎKATI’NA BEY’AT- INTISÂB- EL ALMA

Bey’at (Biat), kişinin marifetullah’a ulaşmak için mürşid-i kâmil’in rehberligini kabul etmesi ona teslim olarak mürşidinin gösterdiği ölçüler içerisinde hizmetinde bulunmasıdır. 

Evliyalar Allah yolunun rehberleridir. Rehbersiz ve delilsiz marifetullah yoluna çıkılamaz. Allahrasulü de Cibrîl-i Emîn’nin rehberliğinde miraca çıktı. O yol gösterdi. Böylece tâ sidre-i müntehâ’ya kadar vardılar. Daha sonra Refref isminde başka bir melek geldi. O melek de kendi mevkiine kadar Allahrasulü’ne rehberlik etti. Ondan sonra peygamberimiz “lâ mekân ve lâ zamân” bir devrede Allah-u zü’l-Celâl’i baş gözüyle gördü. Onunla doksan bin kelam konuştu. 

Allah-u zü’l-Celâl şöyle buyurmaktadır; “Elbette sana bey’at edenler, ancak Allah’a bey’at etmektedirler.”1 Muhammediye yolu gibi yüksek bir saadet kapısına intisap eden bir kardeşimiz Abdülkadir Geylânî’ye bey’at etmiş, ona bey’at eden Allahrasulü’ne bey’at etmiş, Allah’a bey’at etmiş kabul edilir. 

Deniz suyuna karışan ırmaklar denize karıştıktan sonra deniz suyu sayılır. Evliya kapısına intisap eden bir kardesimiz de Allah yolunun erlerinden sayılır. Abdülkadir Geylânî’nin cemaati ile birlikte evliyanın cemaatinden sayılır. Sofinin duası evliyaların duası ile birlikte müstecâb makama yükselir. 

El almanın hikmetini şu misal ile açıklayabiliriz; Köpeklerin boğup öldürdüğü hayvanlar mundar olmasına rağmen, avcının el verip de “Bismillah” diyerek kapıp bıraktığı av hayvanı dağdan bir geyik yakalaşa veya öldürse ve ölüsünü getirse eti helal kabul edilir, yenir. Çünkü o köpek el aldığından dolayı avlanma fiili avcıya atfedilir ve sanki o avı avcı yakalamış gibi değerlendirilir. Bey’at edenlerin fiilleri de Allah katında ehlullaha atfedilerek müstecâb makamda değerlendirilir. Bu sebepten dolayı el almak ehlullah kapısına hizmet etmek onların manevî himmetlerine mahzar olmak demektir. 

Şimdi Allah’a yönelmek isteyen kişi öncelikle ehlullah yoluna bey’at ederek işe başlamalıdır. Hakikî manada teslimiyetin bir itirafı olması gereken bey’at, sofilerin iradelerini mürşidin iradesine teslim etmesini ifade eder. Bu bakımdan gönüllerini şeyhin gönlüne bağlayanlarda bazı haller zuhur eder. Bu haller kendisinden sonra el verdiği sofilere de intikal eder. Onlara da ilham geçer. Allahrasulü şöyle buyurmaktadır; “Kim kime benzer ise o da ondandır.”2 Bu hadiste ifadelendirilen diger bir nokta da müridin Allahrasulü’nün şefaatine ortak olacağıdır. Parça bir bütün olur ve sofi böylelikle tarîkattaki şefaat makamına yükselir. Annesine babasına şefaat eder. Müritler derecelerine göre üç ilâ yetmis kadar kimseye sefaat edeceklerdir. 

Ehlullah yoluna müntesip olacak kişinin Ehl-i Beyt yolu olan Kadirî tarîkatına intisabı şu şekildedir; Tarîkata intisap edecek kişi “Destûr yâ şeyhim” diyerek, Seyyid Muhammed hazretlerinin yahut vekilinin huzuruna girmek için izin ister. Kendisine izin verilir ise abdestli bir şekilde Şeyh hazretlerinin ellerinden yahut vekilinin elinden tutar. Intisap edecek kişi hanım ise intisap edeceği zâtın elinden tutmaz, cübbesinin bir ucundan hayâ ile tutar. Ders verecek olan zât-ı muhteremin telkini ile şu duayı birlikte okurlar; 

Estağfirullah, Estağfirullah, Estağfirullah, el-Azîm, el-Kerîm ellezî lâilâhe illâ hû, el-Hayye’l-Kayyûme ve netûbu ileyk, tevbete abdin zâlimin li-nefsihî lâ yemliku li-nefsihî mevten ve lâ hayâten ve lâ nüsûrâ.

Fa’lem ennehû Lâilâhe illallâh, “Lâilahe llallâh (11 defa)” 

Bismillâhirrahmânirrahim “Yâ eyyühellezîne âmenû tûbû ilâllâhi tevbeten nasûhâ” sadakallâhu’l-azîm. Küllün âmentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusulihî ve’lyevmi’l- âhiri ve bi’l-kaderi hayrihî ve şerrihî minallâhi teâlâa ve’l-ba’sü ba’de’l-mevti hakkun, Eşhedü ellâilâheillallâh ve eşhedü enne Muhammeden Abdühû ve Rasûlüh. 

Şehidallâhu ennehû lâilahe illâ Hû ve’l-melâiketu ve ulu’l-ilmi kâime’m-bi’l-kısd. Lâilahe illâ Hûve’l-azîzu’lhakîm.nned-dîne indallâhi’l-Islâm. 

Allah-u zü’l-Celâl’in emri ve takdiri ile iki cihan güneşi Hazret-i Muhammed Mustafa (sav) Efendimizden velilerin gönlüne intikal eden ve “Ayağım tüm velilerin boynu üzerindedir.” buyuran Sultânu’l-Evliyâ Seyyid Abdülkadir Geylânî hazretlerinde toplanarak bir ırmak haline gelen ve onlardan feyezân ederek Mürşid Seyyid Muhammed hazretlerine intikal eden bu manevî yolu onların izni ve desturları ile siz kardeşime telkin ediyorum. Hakkınızda hayırlı ve bereketli olsun. Velilerin himmeti üzerimize say-i bân olsun. Günahlardan kaçınınız, Allah’ın emirlerine uyunuz. Bizim vesilemiz ile yüklenmiş olduğunuz bu yüce yolun emanetini koruyunuz. Bu yola müntesip olmanın feyzi ile sevininiz. Seytanın ve nefsinizin isteklerinden Allah’a sığınınız. Söz verdikten sonra ahdinize sadık kalınız ki veliler yanında kıymetiniz olsun. 

Bismillahirrahmanirrahim. “innellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallah, yedullâhi fevka eydîhim. Femen nekese fe innemâ yenküsü alâ nefsih ve men evfâ bimâ âhede aleyhullâhi feseyü’tîhi ecran azîma nnallâhe ve melâiketehû yusâllûne alennêbiy, yâ eyyühellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ. 

Es-salâtu ve’s-selâmu aleyke yâ rasûlallâh, es-salâtu ve’s-selâmu aleyke yâ habîballah, es-salâtu ve’s-selâmu aleyke yâ seyyide’l-evvelîne ve’l-âhirîn, ve selâmun ale’lmürselîn ve’l-hamdü lillâhi rabbi’l-âlemîn, el-Fâtiha 

Böylelikle tarîkata müntesip olan kişi kendisinden ders aldığı zât-ı muhteremin edeb ile ellerini öper ve huzurundan ayrılır. En yakın bir zamanda boy abdesti alır ve ardından iki rekat “tevbe ve istiğfar namazı” kılar. Her iki rekatta fatiha ile birlikte bildiği bir zammı sureyi okur. Namaz akabinde “seyyidi’l-istiğfar” duasını okur ve günahlarından istiğfar eder. Seyyidi’l-istiğfar duasını bilmiyor ise hata ve isyanlarından pişman olur ve samimi olarak bağışlanması için niyaz eder. Üzerinde kul hakkı var ise bunları iade eder. Küs ise barışır. Allah’a yönelir. Niyetlerini, sözlerini ve amellerini düzeltmeye gayret sarf eder. Farzlara riayet eder, sünnetleri gözetir. Başta kendisini sonra çevresini iyiliğe davet eder ve kötülükten sakındırır. Böylelikle Allahdostlarına yakın olmanın faziletini ve hazzını idrake başlar.  

1 Fetih Sûresi, Ayet 10

2 Ebû Dâvud, Libas 4; Ibn Hanbel, 2/50.

Kommentare sind geschlossen.