Kâdirî tarîkatı’nda Zikir

Zikir, sözlükte anmak, hatırlamak manalarına gelir. Zikir, tasavvuf literatüründe söz, fiil ve genelde düşünce düzleminde her an ve her yerde Allah’ın murakabesinin hatırlanması anlamında kullanılır.
Kâdirî tarîkatı’nda zikir aşikare olarak icra edilir. Kâdirî tarîkatı’nın müntesipleri ferdi olarak kendilerinin duyacakları kadar seslerini yükseltirler, üç müntesip bir araya gelirse zikir, halaka zikri olarak icra edilir. Tevhit “lâilaheillallah” ve lafza “Allah” zikirleri Kadirî Tarîkatı’nda esası teşkil eder.
Şimdi Allahdostu, kuran ve sünnet yolunda hareket eden ve Allah’ı çokça zikreden kimseye denir. Zikir çeken kimseler ne tatlı kimselerdir. Allah-u zü’l-Celâl şöyle buyurmaktadır; “insan hiçbir söz söylemiz ki yanında onu gözetleyen, dediklerini zapteden bir melek hazır bulunmasın.”(1)
Her zikir bir varlık olur. Müstecâb makama kadar yükselir ve kıyamete kadar lisân-ı hal ile şöyle yalvarır; “Yâ Rabbi filan kulun benim ile seni andı, sana yöneldi. Bu kuluna merhamet eyle.” O zaman da Allah-u zü’l- Celâl “Sen şahit ol mademki bu kulum beni zikretti, benden istedi. Onu cenneti ve cemâlim ile şereflendireceğim” diyerek vaat eder. Nitekim rabbimiz sözünden dönmez. O şöyle buyurmaktadır; “Allah (c.c.) sözünden caymaz, Allah (c.c.) sözünde sebat sahibidir, vaat ettiğini yerine getirir.”(2)
Zikir ehline her şey lisân-ı hal ile dua eder. Gece “Yâ rabbi, onun zikri ile huzur buluyorum” diyerek; gündüz de “Yâ rabbi, bu kulun seni zikrediyor. Ben onun zikrinden zevk duyuyorum. Onu dünyevî ve uhrevî kaygılardan muhafaza eyle” diyerek Allah’a yalvarır. Ehl-i gaflet ve ehl-i dalâlet içinse gece şöyle niyaz eder “Yâ rabbi, ben bu mundarın tacizinden usandım. Senin isminden uzak, gaflet ve dalâlet içerisinde günlerini geçiriyor. Ne olur ona bir musibet ver ve beni bu tacizinden kurtar.” Gündüz ise şöyle beddua eder “Yâ rabbi, bu kişi senin nân-u nimetini yiyor da sana şükretmiyor. Ne olur bunu derd ü belaya müptela kıl. Beni bu nankörden kurtar. Yahut da bunun cesedini senin temiz arzından çıkar ve cehenneme idhal eyle.” Içtiği sular dahi zikir ehline dua eder. Dağlar ve taşlar zikir ehlinin zikrine iştirak eder. Nitekim her şey lisân-ı hal ile Allah’ı zikreder. Allah-u zü’l-Celâl söyle buyurmaktadır. “Allah’ı hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlayamazsınız. ”(3) Zikirsiz hiçbir şey yoktur.
Nice tarîkatların bu tarîkata katkıda bulunması nedeni ile büyük bir marifet denizi haline gelmis bulunan Muhammediyye Yolu’nda zikir gizli de çekilebilir, aşikar da çekilebilir.

Halaka Zikrinin Yapılışı
Kadirî Tarîkatı’nda üç müridin bir araya gelmesiyle her mahalde zikir yapılabilir. Zira Peygamberimiz (s.a.v.) “Yer yüzü mü’minler için bir mescit mesabesindedir.”(4) buyurmuşlardır.
Muhammediye kolunda, cehri olarak zikir yapılabilecek yer, namaz kılınabilen her yerdir. Zikir yapılan yere “Semahâne” yahut “Tevhidhâne” ismi verilir. Zikir icrasına “Meydan Açma” yahut “Mukabele” denir. Zikri mürşid yahut vekili veya bunlar tarafından izin verilen bir kisi idare eder. Eğer müridler böyle bir imkan bulamamısla ise, zikre oturacak olanlar zikri yönetebilecek birini seçerler. Zikrin mahalli ve zamanı yoktur. Ancak meydan açmak için Seyyid Efendi hazretlerinin izni gereklidir. Müntesip olanlar abdestli olarak çoğu kez namazı müteakip bir halaka seklinde otururlar. Karşılıklı düz saf halinde de oturululabilir. Ancak halaka şeklinde oturmak daha faziletlidir. Zikir halakasına müntesip olmayanlar yahut farklı tarîkatlara müntesip olanlar verilen izin ile katılabilirler. Yahut zikir halakasının hemen arka kısmına otururlar. Oturarak icra edilen zikre “Kuûdî Zikir” denir ki zikrin tamamı ama genelde tarîkatın evrâdı ve ezkârı bu şekilde icrâ edilir. Kuûdî yapılan zikirler diz kapakları üzerine kalkıp oturmak, bazen sağa ve sola eğilmek, kimi zamanda başı sağdan sola çevirmek sureti ile icra edilir. Ayakta icrâ edilen zikre “Kıyâmî Zikir” denir. Kıyâmî zikirlerde genelde Tevhid, ism-i Celâl (Allah), ism-i Hayy, ism-i Hû zikirleri icrâ edilir. Bu zikir sağa ve sola eğilmek, el ele tutmak yahut kol kola girmek sureti ile icrâ edilir, kimi zaman müntesip sağdakinin omzunu sağ eliyle, soldakinin belini sol eliyle tutar ve sağ ve sol taraflara doğru hareket ederek zikreder. Sağ ve sol tarafa ilerlemek sureti ile yapılan zikirlere “Devrânî Zikir” denir. El ele tutunan, kol kola giren yahut omuz ve bellerden tutan müntesipler smi Celâl (Allah), Hay Hay, Hû Hû, Allah Hay, Yâ Allah Hay ve diğer bazı esmâ zikirleri ile sağ ayak önde sol ayak biraz arkada birbirine çarpmadan ve ğayet ahenk ile sağa ve sola doğru adım atmak sureti ile hareket ederler ve semahaneyi devrederler. Zikir esnasında ilahiler okumak, Bendir, Tef, Kudüm, Ney, Halile gibi kimi musiki aletlerini kullanarak zikre ve okunan ilahilere ahenk katmak caiz görülmüstür.
Zikri belirtilen usuller ve edeb ile icra etmek, zikrin ahengini bozmamak, yöneticinin izni yahut zaruret olmadıkça zikir halakasından ayrılmamak, ihlas, samimiyet ve takvayı öncelemek, gösteriş ve riyadan kaçınmak, husule gelen manevî lezzetin tadını kaçıracak her türlü davranış, söz ve düşüncelerden uzak durmak gereklidir.


Seyyid Efendi hazretlerinin birçok usul ile bizlere öğrettiği Halaka Zikrinin bir vechi şu şekilde icrâ edilir:
● Eûzü Besmele
● Innallâhe ve Melâiketehû Yusallûne Alennebiy, Yâ Eyyühellezîne Âmenû Sallû Aleyhi ve Sellimû Teslîmâ
● Sâlât-ı Şerîfe (es-Salâtu ve’s-Selâmu aleyke yâ Rasûlallâh, es-Salâtu ve’s-Selâmu aleyke yâ Habîballâh, es-Salâtu ve’s-Selâmu aleyke yâ Seyyide’l-Evvelîne ve’lÂhirîn ve Selâmun ale’l-Mürselîn ve’l-Hamdü lillâhi Rabbi’l-Âlemîn)
● Tarîkatın Virdi (Abdülkadir Geylânî’nin Salavâtı, duası)
Nasr, Fatiha ve üç defa ihlas suresini tilavet ile bu sureler arasında “Allahu Ekber, Lâilaheillallâhu Allahu Ekber, Allahu Ekber ve lillâhilhamd” demek sureti ile getirilen Tekbir
● Sâlât-ı Şerîfe
● Ism-i Hû 11 defa (Buna dem tutmak denir ve Hû ismi uzatılır. Sonunda “Destur Yâ Şeyhim, Destur Yâ Abdülkadir Geylânî, Teslimiz Yâ Rasûlüllah” denir.)
● Besmele-i Şerîfe (11-100 defa)
● Sâlât-ı Şerîfe Salavât (Allahümme Salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ Âlihî ve Sahbihî ve Sellim)
● Estağfirullah el-Azim el-Kerim ellezî Lâilaheillâ Hû el-Hayye’l-Kayyûme ve Etûbu ileyh ve Eseluhu’t-tevbete ve’l-mağfirate ve’l-hidâyete lenâ innehû Hüve’ttevvâbu’r- rahîm (3 defa)
● istiğfar, Estağfirullah (100 defa) sonunda Estağfirullah el-Azim el-Kerim ellezî Lâilaheillâhû el- Hayye’l-Kayyûme ve Etûbu ileyh Tevbete Abdin Zâlimin li-nefsihî la Yemliku li-nefsihi Mevte’v-velâ Hayâte’vvelâ Nüsûra
● Sâlât-ı Şerîfe
● Fa’lem Ennehû LâilaheillallâhLailaheillallâh (100-300 defa) ● Hasir Suresinin son ayetleri (Lev Enzelnâ Hâze’l- Kurâne…

Buraya kadar Kuûdî (oturarak) icrâ edilen zikir bundan sonra ayağa kalkmak sureti ile devam eder.
● Sâlât-ı Şerîfe
● Lailaheillallâh (100-700 defa) sonunda el-Meliku’l- Hakku’l-Mubîn Muhammedu’r-rasûlüllah Sâdiku’lva’di’l- emîn.
● Sâlât-ı Şerîfe
● Lafz-ı Celâl, Allah (100-1000 defa) sonunda Celle Celâluhû ve amme Nevâluhû ve Lâilahe ğayruh

Buraya kadar Kıyamî Devam eden zikir bundan sonra Illâllah, Allah, Allah Hayy, Hayy Hayy, Hû ve yöneticinin gösterdiği diğer esmâ ile devam eder. Tempo yükselir ve iner. Eğer isaret edilir ise devrana geçilir.
Sâlât-ı Şerîfe okunur ve oturulur.
● Sâlât-ı Şerîfe
● Ism-i Celâl, Allah (100-300 defa)
● Sâlât-ı Şerîfe
● Yâ Latîf (100-300 defa)
Istenir ise Yâ Latîf zikri kısa tutulur ve Esmâu’lhüsnâ okunur.
● Kur’an Tilaveti (Amenerrasulü)
● Dua Burada kaydedilen zikir adetleri zikri yöneten zât tarafından azaltılıp çoğaltılabilir. Dua akabinde getirilen tekbirler ve salavât-ı Şerîfeler ile zikre katılanların musafahada bulunması zikrin ve sohbetin edeblerindendir.

(1) Kâf Sûresi, Ayet 18.
(2) Rum Sûresi, Ayet 6; Âl-i mran 9; Zümer 20; Rad 31;
(3) Isrâ Suresi, Ayet 44.
(4) Buhârî, Teyemmüm, 1; Müslim, Mesâcid, 3.

Kommentare sind geschlossen.