SELAM NEDİR? SELAMET YURDU NERESİDİR?

Aziz Kardeşlerim Allahü zülCelalim Esmaül Hüsnada bir ismi Şerifide Es Selam dır.

Selamda İslamla aynı kökten olup kendisi her türlü eksiklikten noksanlıktan nakıslıktan sâlim olup, kullarınıda da her türlü ayıptan, kusurdan, meşakkat, minnet, ve âfetten kurtarıp selâmete çıkaran demektir.

Zira Peygamberimiz Efendimiz her namazdan sonra: „Allâhümme entesselâm ve minkesselâm.“ „Allah’ım! Sen’sin Selâm ve Sen’dendir selâmet.“ buyurmuştur. Selam Allahın Kullarını emmiyet içine güvenlik dairesine almasıdır, selamete erdirmesidir.

Resul-u Ekrem(sav) Müslümanlara hitap edip buyuruyorki

“Siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız. ”

„Aranızda selâmı yayın.“

Öyle ise aranızda selâmı yayın..

Nedir selam aziz kardeşlerim selamet nedir öyleyse selamet yurdu neresidir.

Bir kimse ile karşılaştığımızda Allah’ın rahmetinin bereketinin onun üzerine olmasını temenni etmek midir.? Sadece Selam

Hayır!

Es-selâm Allah’ü zü’l Celâl’in ism-i şerifidir. Güven dairesidir emniyet sahasıdır.

Müğminin müslümanın yurdu olan Cennet de selâmet yurdudur.

Aziz kardeşlerim yolda belde bir müslümana selam verdiğin zaman ona dersin ki “ Ey kardeşim. Benden emin olabilirsin. Güvende, emniyet içerisinde olabilirsin.

Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berâktuhü!

Benim dilimden, elimden, belimden emin olabilirsin. Bana güvenebilirsin. Bana itimât edebilirsin. Ben Müslümanım, Müğminim es-selâm olan Allah’ü zü’l Celal’e teslim olmuşum. Allah’ın selam yurduna dünyadayken girmişim, Rabbimden razı olarak ona teslim olmuşum.

Esteuzubiilah.[Vallâhu yed’û ilâ dâris selâm, ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm] Allah, selamet yurduna çağırıyor ve dilediğini de doğru yola hidayet ediyor.“

Allhü zülCelalin çağırdığı Darüs Selâm selamet yurdu emniyet yurdunun adıdır Cennet.

Cennet dünyada olurmu olmaz ama?

Mü’min cennete dünyadayken girendir.

Allah’ın selâmını veren, Alalh’ü zül Celâl’in cennetine selam dairesine girendir.

Allah’ın selâmını alan da, Alalh’u zül Celâl’in cennetine selam dairesine bu dünyadayken giren kullarıdır. Ve varacakları son durakta biiznillah Ebedi saadet yurdu olan DarüsSelamdır.

Rabbim bizleri ebedi selamete kavuşanlardan eylesin Aziz Kardeşlerim

Selamın bir güven sahası olduğunu AllahResulü Aleyhisselam bizlere bildiriyor .Peki Şimdi Müslümanlık iddiasında olan bizler içinde içinde bulunduğumuz toplumda selamı hangi manada algılıyor ve kullanıyoruz. Selam verdiğimiz Selamını aldığımz Müğmin Müslüman olarak tanıdığımız insanların elinden dilinden ticaretinden niyetinden emin olabiliyormuyuz. Yada bize selam verenler bize ne ölçüde itimat içerisinde selam veriyorlar. Verilip alınan selamlarımızın hakikatte bir karşığı varmı bir kıymet-i harbiyesi varmı.yoksa ne ifade ediyor sadece özü kurumuş bir kaç kelammı.

Aziz kardeşim selamınız bir güven halkası oluşturmuyorsa bilinki bu Selam Münkirin, Mücrimin, Fasığın selâmından farksızdır.

Oysa Mü’min’in selâmı öyle bir selamdır ki verildiği zaman , Allah’u zül Celâl onu artık ahiret yurduna dahil etmiş demektir. Ondan kimseye herhangi bir zarar gelmez demektir. Onun yanında her zaman emniyet içerisinde olursun demektir.

Allah’u zül Celâle hamdolsun bin senellik bir İslam yurdundayız. Bir İslam toplumunun, içerisinde yaşıyor bir İslam cemaatinin bir parçasıyız. Ama maalesef yurdumuz islam ile selamete kavuşmuş bir selâmet yurdu değildir.

Allah’ın selâmını veren alan insanların elinden dilinden ve şerrinden de emin değiliz. Bize zarar verip vermeyeceklerinden de emin değiliz. Kötü zaman olmaz lakin kötü insaların çirkin insanların çoğaldığı Kurtların koyun postuyla aramızda gezip dolaştığı bir mevsimdeyiz. Efendi Hazretlerinin güzel bir sözü var Karşılaştığımız bazı hadiselere binaen; “ Oğlum“ der. “ Yani etrafınızda kurt görmüyorsunuz diye kurt olmadığını zannetmeyin. Şimdi kurtlar pusuya yatmıştır da siz etrafınızı selâmet zannedersiniz. Oysa ki o pusudadır.“

Şimdi etrafımızda cemaatti, cemiyetti şuydu buydu derken Müslümanların arasına da nifak girmiş ve nifâk tohumları, fitne tohumlarını hergün yeniden bizim topluma enjekte ediliyor. Ve etrafımız münkir münafıklarla çevrili. Hangi kademede olursa olsun, hangi meslek grubunda olursa olsun hangi meşrepten olursa olsun. Tekar tekrar gözlerimizin önünde tekrarlanan hatalar sililesi yakamızdan düşmüyor. Halbuseki Müğmin bir delikten iki defa ısırılmaz buyurur. Resulu ekrem Aleyhisselam. . Müğmin insan akıllıdır, ihtiyatlı hareket eder. Tehlikeyi sezince ordan uzaklaşır. Elinin ısırıldığı bir deliğe ikinci kez elini sokmaz. Şayet sokuyorsa bu akılsızlıktan ahmaklıktan başka birşey değildir.

Aziz kardeşlerim

Resûlüllah aleyhissalatü vesselam Bedir harbinde Ebû İzze namındaki şâiri esir almış ve kendisine iyilik yaparak serbest bırakmış. Müslümanlar aleyhine kimseyi kışkırtmayacağına ve kendisini hicvetmeyeceğine dair ondan söz almıştı. Fakat Ebû Izze kavminin yanına varınca sözünde durmamış kışkırtma ve hicivlerine tekrar başlamıştır. Daha sonra Uhud harbinde yine Müslümanların eline esir düşerek tekrar serbest bırakılmasını istemiş Resûlüllah (a.s.m.) da: “Mü’min bir delikten iki defa ısırılmaz.” Buyurmuştur.

Şimdi bizler bir deği iki değil defahatlarca aynı delikten ısırılıyor aynı hatalara tekrar tekrar düşüyorsak, demek ki bir iman islam zaâfiyetimiz var demektir.

İslam dairesi geniş bir dairedir. İçinde fasık olur, münkiri olur, yalancısı olur, zalimi olur şunu olur bunu olur. Ne olur? Her cins o dairenin içerisinde yer alır. Ama Mü’mim o dairenin çekirdeği demektir. Allah’ın selâmıyla selâm veren, Allah’ın el Mümin ismini, kendi alınlarında taşıyan emin insan olmak demektir. Müminler o dairenin, o meyvenin cekirdeğidir, cevizin kabuğu degil, özüdürler. Allahü zül Celâl Müminlere feraset vermiş. Müminlere basiret vermiş. Sadece baş gözü değil Kalp gözü vermiş.

Hz. Osman, yanına gelen birine, “Gözünde zina eseri var. Bir kadına bakmışsın.” dedi. O kimse “Nereden bildin ya Osman?” diye karşılık verdi. Hz. Osman da, “Müminin ferasetinden korkun, o Allah`ın nuru ile bakar.” hadis-i şerifini bildirdi.

Esteuzubillah [Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm] “Ey iman edenler! Şayet Allah’dan ittika ederseniz, o size furkân (hem zahir, hem batında hak olanı olmayandan, iyiyi kötüden, temizi habisten ayırt edici bir marifet ve nur) verir.” (Enfâl, 29)

Evet müğmin Nur sahibidir aziz kardeşlerim izan sahibidir. Gönül gözleri açık basiret sahibidir. “Bu (Kur’an), mümin bir toplum için Rab­binizden gelen basiretlerdir (kalp gözlerini açan beyanlardır), hidayet rehberidir, rahmettir.” (A’raf, 203)

Şimdi Peygamber Duasıyla hakka el açalım yalvarılım…

(Yâ Rabbî, doğru yoldan sapmaktan ve başkalarını saptırmaktan, haktan kaymaktan ve başkalarını kaydırmaktan sana sığınırım.) [Taberanî]

(Yâ Rabbî! Doğruyu bize doğru olarak göster ve ona uymayı bize nasip et ve yanlış, bozuk olan şeylerin yanlış olduklarını bize göster ve onlardan sakınmamızı nasip et!)

(Yâ Rabbî, senden dinde sebatı, doğru yolda kararlılığı istiyorum.) [Nesaî, Tirmizî]

Evet Aziz Kardeşlerim Bizler Allaha ve Resulüne iltica etmeden etrafımızda olup biten hiç bir meseleyi anlayamaz ve kavrayamayız.

Kuranın bidirdiği üzre. Esteuzubiilah [Fe tekattaû emrehum beynehum zuburâ kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn.] (İnsanlar, dinde çeşitli guruplara bölündüler. Her grup, kendi yolunu doğru sanıp sevinmektedir.)

Zaten hiç kimse, Benim yolum, benim grubum benim cemaatim tarikatım yanlıştır demez. Yanlış olduğunu bile bile kim o yolda gider ki? Hristiyan da, Yahudi de, bid’at ehli de, doğru yolda olduklarını söylüyorlar. Kim ne söylerse söylesin bi kıymeti harbiyesi bizim için yoktur. Allah ne söylüyor Resulullah ne söylüyor Allah dostları Evliyayı kiram Hazaratı ne söylüyor biz ona bakacağız. Kuranı Kerimin Başında Fatihadan hemen sonra Allahü zül Celal hitap ediyor.

Estaûzübillah. Elif, lâm, mim. Zâlikel kitâbu lâ reybe fîh, huden lil muttekîn.

Kendisinde hiç bir şüphe olmayan bu kitap, muttakiler için yol gösterici hidayet kaynağı bir kitaptır.

Bu kitap bir yol gösterici, bir hidayet kaynağı.

Aziz kardeşlerim Kimlere ama?

Kimlere?

Muttakilere.

Kalbi iman ile dolmuşlara. Teslim olmuş insanlara. Mümin olmuş insanlara. Allâh’tan korkan, utanan insanlara haramlardan günahlardan sakınan insanlara Allah a karşı kulluğunun farkında olan insanlara

Allah’a ve ahirete inanmış, gaybe iman etmiş, İman ile Allah’ın nuru ile Resulullahın nuru ile dünyada iken nurlanmış insanlara bu kitap yol gösterir. Yoksa her eline kitap alan doğru istikameti bulup cennetin yolunu bulamaz. Kuranı Azimuşan Öyle bir kitap ki Müminin imanını ve nurunu ,ziyasını arttırırken, kafirin küfrünü arttırıyor. Münkir’in İnkarını arttırıyor?

Şimdilerde çokca karşılaştığımız televizyon ekranlarında abuk subuk tipler var. Eline Kitabı Alıyorlar okuyorlar akıllarınca doğru yanlış ne varsa milletin imanını ifsad ediyorlar. Kendi okuduklarını anlamayan bu zevat şu yanlış şu doğru şu şöyle şu böyle olabilirde ya şu ayet şöyle de“ felân filan.

kuş kadar akıllarıyla ilimsiz hikmetsiz marifetsiz yarasaların güneşe düşmanlığı gibi Hakka düşmanlık yapıyorlar. Agızlarında geveledikleri fitnelerini Bir teville, yahut tefsirle yahut da tevilden tefsire dolaştırıp duruyorlar.

Ama aziz kardeşim Mü’min nedir?

İman etmiştir.

Kabul etmiştir.

Daha Mushafın kapağını açmadan içinde ne varsa kabul etmiştir tasdik etmiştir. Çünki Mügmin Cebrailin Ayet getirdiği eş emin olan Muhammed Mustafaya Peygamber olarak kabul edip onun bizlere bildirdiği her sözüne iman etmiştir. Allahü zül Celâlin takdirine iman etmiştir.

Kuranın İçinde ne varsa, her harekesine kadar iman etmiştir.

Allahü zü’l Celâl’in kaderine iman etmiştir.

Allah’ü zü’l Celâl’in takdirine imân etmiştir.

Çünki Muttaki bir Müğmin Şeksiz Şüphesiz

– Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe inanmıştır (Bakara 4 ve 177),

– gaybe iman eder (Bakara 3, Fatır 18, Yasin 11),

– Rablerinin davetine icabet eder (Şura 38),

– hesap gününden korkar (Ra’d 21, Mearic 26-27, İnsan 7),

– Muhsin kimselerdir (Hud 90, Zümer 33-34),

-Ve Hidayet üzeredirler (Bakara 5).

Müslümanın Kuranı okumasi onun için bir şifadır. Onu okumasi onun için bir berekettir, rahmettir. Çünkü o başta iman etmiş en baştan teslim olmuştur.

Halbuseki münkir

Açar bakar biraz okur. Okuduktan sonra nefsine danışır. Aklına danışır. Şeytanda Onun nefsine elçilik eder. Bir bakar kendi zihin haritasına çeşitli kıyaslara kalkışır.

Oysa Müğmin onu her okuduğunda bereketinden feyzinden istifade etme onunla amel etme niyeti taşır.

Aziz Kardeşlerim

Herkes kendi fıtratına kendi meşrebinde hareket eder.

Mesela kâfir? Küfrünü icra ediyor.? O küfrüyle memur Zalim Zulmüyle, Münkir mekriyle Fasık Fıskıyla memur.

Biz İslam toplumuyuz . Müslümanlarız elhamdülullah. Peki müminler? Müslümanlar, Müslüman diye bildiğimiz insanlardan şayet ortaya küfür nifak fısk fücur zulüm cerayan etmeye başlarlarsa bunların kaynağı nedir? Hak ile Batıl kesin olarak ayrılmış Kafir ve Müslüman tanımları tam ve kesin olarak belirtimiş iken, Müslüman bildiklerimizden küfrün zuhuruna nasıl bir gözle bakacağız.(Allaha ve Resulüne isyandan sokaktaki sövmeye kadar küfürdür) Yani küfür sadece kafirin fiilimidir.. Sokakta çıkıp sövse bir müslüman küfür etse Oda kafirin fiiliyle hareket etmiş olmazmı.

Allah-ü zül Celâl’in yalancılara laneti vardır. Mümin yalan söyleyebilir mi? Söyleyemez. Aldatabilir mi ?

Aldatamaz.. Hilekârlık münafıklık alametidir. Her hususta akıllı bir müslüman her şeyden önce imanının gereği, ile hareket etse hile ve aldatmaya tevessül etmez edemez…

Bir gün Allah’ın Resûlü (s.a.v.) pazarda bir buğday sergisine uğradı. Elini buğday yığınının içine daldırınca parmakları ıslandı. Bunun üzerine satıcıya; “Bu ıslaklık ne?” diye sordu. Adam; ‘Ey Allah’ın Resûlü! Yağmur ıslattı’, dedi. Kutlu Nebî; “İnsanların görüp aldanmaması için o ıslak kısmı ekinin üstüne çıkarsaydın ya!” karşılığını verdi. Ardından da; “Bizi aldatan, bizden değildir.” buyurdu. [Müslim, Îmân 164]

Bizi aldatan bizden değildir! Müslümanlar Selâmet sahibi olacak.

Yalan söylemeyecek. Aldatmayacak. Emin olacak. „Ey Muhammedül Emin!“

Emin bir peygamberin ümmeti isek emin olmak mecburiyetindeyiz.

Aziz Kardeşlerim;

İşte İslam’ın özü ve çekirdeği budur. Velhasıl-i kelâm emin olmak..

Selamet sahibi olmak..

Güvenilir olmak..

Emniyet içerisinde bulunmak.

Ve insanlara emniyeti, güveniliği temin etmek mecburiyetindeyiz.. Eğer bizler Mümin, Müslüman isek.

İmanın da özü budur, İslamın da özü budur. Sahabenin ahlakınım özü budur. Bikülli evliyanın ahlâkının özü budur. Mezhebimizin, Meşreplerimizin özü budur. İslamın özü budur.

Selâmettir. Selâm dairesine girmektir. Güvenilir olmaktır. Emin olmaktır. Güvenemediğimiz kimseye, emin olmadığımız kimseye, dilinden ve şerrinden emin olmadığımiz kimseye, kefil olmadığımız kimseye ne diyeceğiz bilemiyorum..

Allah bil cümle bizlerin ve Müslümanların ahir ve akinetini hayreylesin. Rabbim bu ahir zamanda İmanımızı korumak için bizlere kuvvet bahşeylesin.

Dünyevi ve uhrevi müşkülatlarımızı hayreylesin. Bizleri Resul-u Ekrem Aleyhisselâtü Vesselamın „Livâ’ül Hamd“ sancağı altında biküllün Müslümanları birleştirsin. Sebât versin. Gönüllerimize sekinet versin.

İmanlarımızı kavileştirsin

Allah yar ve yardımcımız olsun.

İşimiz zordur. Hz. Adem yaratıldığından beri, çocukları yaratıldığından beri bu durum böyledir.

Şeytan her türlü hilesiyle nifâkıyla tecrübesiyle karşımızda duruyor. Biz ise daha karanlıkta el yordamıyla bir şeyleri keşfetmeye, bir şeyleri öğrenmeye çâlısıyoruz. Rabbülalemin ahir ve akibetimizi hayreylesin. Allah hepinizden razi olsun.

Kommentare sind geschlossen.