Seyrü Sülük

Allah yolunda mana yolculuğu Seyrü Sülük

Kulun İslamdaki vazifesi istidadıyla mütenasiptir. Kulun İstidatı ve kabiliyeti geliştikçe, artıkca O kulun vazifeleri de artar. İslam’ın asgari tekliflerinden daha fazlasını yüklenmeye kudret, iştiyak ve istîdâdı olan kimselere mânevî yolculuğun kapıları açılır. Seyri sülük diye ifade edilen Bu yolculukta, şeri emirlere ilaveten yükselme istidadı olan müğminler, nafile ibadetler, zühd, takva, ihsan ve çokca İlahi lütuflarla, Hakka doğru uruç ederler.

Bir Allah dostunun nasihat telkin ve rehberliginde bir manevi disiblin halindeki bu mana yolculuğuna seyri sülük ismi verilir. Bu yolculuğa niyet edene talip Yola girip azimle karar kılana Salik denir.

Bu yol makam ve durakların sayısı sayılmayacak kadar çok sonu olmayan bir yoldur. Tasavvufta üst makamlar müntehilerin makamıdır yüselmeninde bir durağı ve nihayeti yoktur. Altlarda ise İman ve ihsan yoluna yeni çıkan müptediler yer alır. Bak nasıl onların kimini kimine üstün yaptık. [İsra 2]

Ten ile Şeriata riyayet ehliyeti kazanan salikler ..İyilik ve takva üzere yardımlaşın. [Bakara 2] emri ile amel etme cehdine kalkışırlar bu acemilik devresin ilk hali misal başkalarına zarar vermemek, mahlûkata eziyet verebilecek taşı yol kenarına kaldırıp koymakla amel etmek gibidir. Mana yolundaki sonsuz makamlar neticesinde Aşşağıdan bakıldığında yukardakileri ilahi bir yardım olmaksısın görmek hemen hemen imkansızdır.

Bu yolda evvala talibin kendisine bir klavuz, hidayet yolunda bir rehber bir mürşid edinmesi lazım gelir. Ey İman edenler Allahtan korkun ona yaktaştıracak vesileler edinin [Maide 35] Mürşid olmadan bu mana yoluna çıkılamaz. menzil uzun nefsin tuzağı şeytanın igva ve desisesi çoktur. Hz Musa kitap sahibi bir peygamber Hz Hızırın ilmine talip ona talebeliğe razı olmuştur. Nitekim Peygamber efendimiz (s.a.v.) Miraca gideriken Cebrail (a.s.) kendisine rehberlik yapmıştır. Peygamber Efendimiz (a.s.) Bir Hadisi Şerifinde Beni Rabbim terbiye eyledi edebimide ne güzel eyledi buyurmuştur. Allahu zül Celalin emirleri Cibrili emin (a.s.) vasıtasıyla Resulu ekreme (s.a.v.) ulaşmış onun muallimliğiyle İlahi emirleri Peygamber efendimiz talim etmiştir. Sünnetullah böyle varid olmuştur.

Allah dostlarıda müridlere çıktıkları bu mana yolunda rehberlik yaparlar, Çıkılan bu hakikat yolculuğunda evvela nefsin tezkiyesi zaruri terbiye edilmesi ise şarttır. Nitekim Peygamber Efendimiz Senin en büyük düşmanın iki yanın arasındaki nefsindir. buyurmuştur.

Allahü zül Celal Kuranı Kerimde “Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir, onu kötülüklere gömen de ziyân edip hüsrana uğramıştır.”(eş-Şems, 9-10)

Talip Şeriat basamağına adım attığında İlahi Hükümlerin ifasına dört elle sarılır ve Tarikat kapısından girer. Bu kapı mürid için dinin özüne vasıl olarak Hakkın Rızasına erib dünya ve ahiret saadetini temin etmesinin vasıtasıdır.

Burada Kendisine ilk olarak Hakkın Zikri Telkin edilirki Ebû’d-Derdâ (r.a.)’dan rivayet edilmiştir; dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Dikkat ediniz! Size amellerinizin en hayırlısını, melikiniz Allah katında en temizi (en çok beğenileni) ve derecelerinizi en çok yükselteni; sizin için altın ve gümüş infâk etmekten ve düşmanlarınızla karşılaşıp, onların boyunlarını vurmanızdan, onların da sizin boyunlarınızı vurmalarından daha hayırlı olanı haber vereyim mi?”

Evet, (haber ver ya Resûlallah!) dediler.

Buyurdu ki: “Allahu Teâlâ’yı zikretmektir.”

Mürşidi Kamil nasihat telkin ve manevi dirayetiyle Müridin, şeytan ve nefisin arzu ve istekleriyle mücadelesinde müridi yolda muhafaza eder.

Müridde Cehdi gayreti ve İlahi inayet ile İlahi hükümleri gözetmede Hz Ali Efendimizin “Sen bana haramdan geç dedin ben ise helâlinden de geçtim”. Buyurduğu Takva yolculuğuna başlarlar.

Mürşidi Kamil İlmi ledünle Hak Tealanın Esma ve Sıfatlarını müride talim ve telkin ederek Müridin istidat ve kabiliyeti dahilinde hakikatleri müride aktarır.

Hz. Pir Abdülkadir Geylani (k.s.) bu hususta şöyle buyurur:

Mürşid-i kâmilin rehberliği olmadan kendini terbiye etmeye çalışan kişi, temelsiz bina kurmaya kalkışmış gibi olur. Faziletli kişilerin terbiye edip mukaddes sütten gıdasını vermediği kişi, sokak ortasına bırakılan sahipsiz bir çocuk gibidir. Eğer kişi, uyanık ve dirayetli bir mürşidin elinden takva elbisesini giymezse, nefsinin tuzağına düşmüş olur. Nefsi onu istediği gibi oynatır ve aşağılık durumlara sürükler. Bunun aksine sağlam bir kulpa yapışan kimseye de, kendi varlığının sırları zahir olur, sonsuz nimet ve lezzetlere gark olur. Nefsinin peşine düşüp de mürşidini dinlemeyen kişi gerçekten nasipsizdir. Eğer kişi teslim-i tâmme (tam bir teslimiyet) hasletini taşırsa muvaffak olur, aksi halde ettiğini bulur.”

Şayet bir talip Hz. İsa (a.s.) babasız halk oldu bende bir mürşid olmaksızın irşad olur hakka vasıl olurum dese, evvela bu Sünnetullaha mugayirdir. Hakkın inayeti olmadan Mürşidsiz irşad olmaz. Olanda var ise 124 bin veyahut 224 bin Peygamber arasında Hz. İsa efendimizin tek olması gibi istisnai bir takdir iledirki, Oda Mana aleminde yine ehlulalhtan bir zatın irşadı ile mümkündür. Allah azze ve celle bu şekilde takdir etmiş bu şekide murad eylemiştir. Rabbim dilediğini dilediği şekilde işleyendir. Bazı saliklerin bu şekide irşad olması kaideyi değiştirmez. Bazı seyyahların define bulması her harabenin altında define olduğunu bize göstermez.

Kamil bir Mürşid sırat köprüsü gibi Dünya ile ahiret yurdu arasında bir berzahtır. Müridler Şeyhin Kapısında fena olarak nefsini makam, hırs, haset, kibir, cimrilik, yalan, gıybet, zulüm gibi kötü huy ve kötü ahlakın cümlesinden temizlerler. ilim, hilm, haya, zühd, takva, rıza, adalet gibi güzel huylarla zinetlenerek bidayetten kemalete dogru Hicret ederler. Gafil oldukları Haktan, yaradanı görüyormuşcasına ihsan derecesinde Hakka teslim ve Ondan razı olurlar. Can ve Cihan mülkünde İradelerini Hakka teslim eder Tevhidin esrarına vasıl olurlar. Bu Marifet havuzundan içen salikler hakikate kanarlar ve Hakkın Nuru onlarda zuhura gelir. Ondan sonra Peygamber efendimizin buyurdugu üzre „Onlar öyle kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah’ı hatırlatırlar“ İşte Allahı hatırlatmanın yolu Allahı hatırlatanların sohbet zikir ve ilim halkaları, Onların Rahlei Tedrisidir. „İyi bilin ki, Allah’ın veli kulları için hiçbir korku yoktur Onlar üzülmeyeceklerdir Onlar, iman edip takvaya ermiş olanlardır Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjdeler vardır Allah’ın sözlerinde asla değişme yoktur Bu en büyük mutluluğun ta kendisidir“ (Yunus; 62-64)

İlim ve hakikatin başı Cenabı Hakkı bilmek ve tanımaktır. Yegane gaye ve maksat budur. Hz Ali Efendimiz. “Allah’ı bilmek ve tanımak bütün ilimleri içinde toplayan bir şükür hazinesidir. Allah’ı tanımamak ise küfür alametidir. buyurur. Allahı bilenler Cehennem Korkusundan veyahut Cennet arzusundan azad olup, Hakkın Aşkı ve Muhabbeti ile Rızasına talip olurlar.

Allah yoluna azmi olan talib, benim rehberim kimdir nerededir diye Halisane bir niyet ile Mürşidini arar. Herdaim Hz Hakka tövbe ve istiğfar halinde Rabbim bu kulunu Beni sena vasıl kılacak Kamil bir Mürşidin irşad halkasına dahil eyle diye dua eder ise O kulun itikadı ve inancı istidadı ve kabiliyetinde Hak Teale O kulun Duasını Kubul buyurarak Bir vesile ve vasıta ile ve yahut mana aleminden gelen işaretle O kulu Mürşidi Kamilin huzuruna göndererek Kendisene doğru O kulun gelmesi için Lütfunu keremini esirgemez.

Kommentare sind geschlossen.