Tefekkür

Allahü zül Celal bir imtihan pazarı olan dünyada kendisinin tanınıp bilinmesi ve kendisine yönelinmesi için, insanoğluna engin ka kabiliyetler bahşetmiştir. İnsanoğlunun en mümeyyiz vasfı ise ona bahşedilen akıl ve aklın kullanılmasıdır.

Akıl sahiblerine yüklenmiş esas vazife ise tefekkürle Cenabı hakka yönelmesi ve ona ulaşmaya çalışmasıdır. Tefekkür Kuranda Cenabı Hakkın insanoğlunu basiretle düşünmeye çağırmasıdır. Bu büyük akıl nimetinin en temel eylemi olan tefekkür İnsanı hakikate Allaha imane sevk eder. İman ehlini ihsan mertebesinde kemali imana yürütür,

Tefekkürden en temel maksat İnsanoğlunun Hakkı tanıması ve bilmesi ve netice olarakta dünya hayatını ona ğöre tanzim edip amel işlemesidir. Allahü zül Celal bu Dünyayı İnsanoğlunun ihtiyaçlarına ğöre tanzim ve tertip etmiş Eşyayı insanoğlunun emrine vermiştir. Buna mukabil tüm bu güzelliklere bir zaman ve ecel tain eylemiş ve tek dönüşün kendisine olduğunu bildirmiştir.

Bu dünyada gaflet içerinsinde yeme içme mal mülk oyun ve eğlence ile geçen bir ömür, pişmalık ve hüsrandan ibaret kalacak, nefsinin ve dünyanın peşinde koşan İnsanoğlu ise kalbi ve dimağını ifsad, Allahü zül Celalin bahşeylediği nimetleri ziyan edecektir.

Tefekkür İnsanın dimağının nişanıdır. Bunun ile iyi kötüden güzel çirkinden Hakk batıldan seçilir. Bu ameliyeyi gerektiği gibi kullanmayanlar ise Kuranda sağır dilsiz ve kör hükmündedir. İnsanın kulluğundan, ibadet ve salih amellerinden feyz ve bereketler husule gelirken tefekkür ile insan ruhi bir inkişaf yolculuğuna çıkar. Gafilane yapılan ibadetlerin Allah indinde bir kıymeti olmadığı gibi, Kainattaki halin lisanına, sesine kulak kabartmayan öğüt almayan bir dimağında kıymeti yoktur.

İnsanoğlu Evvela kendi var oluşunu canlı cansız etrafında halk edilmiş diğer mahlukatı tefekkür edecek, başını semaya kaldırdığında ay güneş yıldızları, akşam olduğunda geceyi peşi sıra gelen gündüzü Kıyamet günü meydana gelecek dehşet verici hadiseleri haşrı ve neşri Ölümü hesabı ve Mizanı Kuran Ayetlerini Cenabı hakkın lütuf ve nimetlerini vel hasılı kelam Hakkın azamet ve saltanatını Cenabı Hakkın muhkem sanatının inceliklerini tefekkür eyleyecektir.

Recâizâde Ekrem efendin ifadesiyle, “Bir kitabullah-ı a’zamdır serâser kâinât / Hangi harfi yoklasan mânâsı Allah çıkar.”

İsmail Hakkı Bursevi Hz. „Bu temsilleri biz insanlar için veriyoruz. Umulur ki tefekkür ederler“ (el-Hicr, 59/21) ayetinin tefsîrinde tefekkür mevzuunu iki sınıfa böler. Bunlardan ilkinin Hak, diğerinin de Hakkın yaratıkları olduğunu beyan eder.

Allahü zül Celallin Zâtı hakkında düşünmek nehyedilmiş yasaklanmıştır. Çünkü O’nun zâtını O’ndan başka hakkıyla idrak kudretine sâhip kimse yoktur. Hakkı tefekkür Onun sıfatlarını esmasını ve fiillerini, zâtının azametini,kudretini vacibul vücud oluşunu celâlini cemalini ve kibriyâsını tefekkür etmektir.

Sıfatlarındaki kemâl, Allah’ın ilminin herşeyi kuşatması, kudretinin bütün eşyâyı, irâdesinin bütün kâinatı, işitme ve görmesinin bütün varlığı ihâta ettiğini tefekkür etmektir.

Cenabı Hakkı, Fiillerde tefekkür ise onların şumulünü ve muhkemiyatını kavramaktır.

Ariflerden biri şöyle der: Tefekkür, ya Allah’ın âyet ve sanatı hakkında olur; -ki bundan ma’rifet doğar,- ya azamet ve kudret-i ilâhiyye hakkında olur; -ki bundan hayat doğar, – ya ni’met-i ilâhiyye hakkında olur; -ki bundan muhabbet doğar,- ya da Allah’ın sevap va’dettiği ve ceza ile tehdid ettiği konularda olur; -ki bundan da tâat arzusu ve ma’siyet korkusu doğar.

Eşrefi mahluk olarak Halk edilmiş olan İnsanoğlunun hamurundaki maya gibidir tefekkür. İnsanı vasılı Hakk kılan zikrin cilası olarak, Kuran Ayetlerinde zikirle birkikte emredimiştir. Nasılki madenden yeni çıkarılmış bir taş işlenip cilalanmadıkca asıl rengine ve parlaklığına kavuşamaz ise tefekkürsüz bir zikirde asıl rengine ve mahiyetine bürünmeyecektir.

Onlar ki, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken Allâhʼı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve şöyle derler:) «Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Senʼi tesbîh ederiz. Bizi Cehennem azâbından koru!»” (Âl-i İmrân, 191)

Allahu zül Celalin Esma ve Sıfatlarını Müşahede eden kul, akılları âciz bırakan ilâhî kudretin azameti ve ilâhî hârikalar karşısında Cenabı Hakkı Tenzih ve Tesbih eder. Tefekkür ile Kul hakkın rahmetine sığınarak acziyetini ve mahviyetini itiraf eder.

Tefekkür ile kul Hayret makamında, Cenabı Hakka tahmid, tekbir, tehlil, tâzim ve hamdü senada bulunarak şükür nimetini dahi eda edemeyecek aczde olduğunun idrakine erer. Tefekkür ile kul Allah tan gayrı fail olmadığını tek fermanın Hakkın fermanı olduğunu kuvvet ve kudretin yalnız Ona ait olduğunu idrak eder.

İbn-i Ata (k.s.) şöyle demiştir: “Tefekkür sadrın nurudur. Ve sürürün kaynağıdır. Tefekkürsüz kalan kalp kararmaya mahkûmdur. Ve cehaletle beraber kesif bir gurura kapılır. Tefekkür seni bu evden yukarı çeker.Seni sırlar sarayına doğru çeker.Bu misilli fikir etfâl-i şeriatin fikridir. Ama eshâb-ı hakikatin fikri ise; Allah’ın sıfatlarına ait sırların tecelliyatını tefekkür etmektir. Masnûa baksalar, onda Sanii görürler.Müessirden eseri istidlal kılarlar. Ve onun nuruyla bu eşyayı bulurlar. Bu derinlikteki tefekküre eshâb-ı şeriat vâkıf değildir. Yılda emekleyen çocukta erlerin düşüncesi nerde? Nerde onun hayali, nerde dosdoğru hakikat? Çocukların düşünceleri ya dadıdır ya süt.Ya kuru üzümdür, cevizdir, yahut bağırıp ağlama.”

Nefsi ıslah edilmemiş İmanı ham dini yarım insanlarda tefekkür eşyaya bakmak şeklinde tezahür eder. Oysaki Bakmakla görmek bir değildir, bakmak Hakkın kullarına bir ikramı insanoğlu için sıradan bir eylem iken, Görmek ise ancak Aklın idrak ile bakmasıyla mümkün olur.

Kör olanla (basiretle) gören bir olmaz.. [Mümin 58]

Hak ve hakikat bu şekilde görülüp anlaşılabilir. Bu ise hakikatte ancak basiret gözü ile mümkün olur. Ve yine ancak Allahı zikreden bir kalp ile Temiz akıl sahibleri Cenabı Hakkın sözlerinden öğüt alırlar.

Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp düşünmez [Bakara 269]

Tasavvufta Nefsin ıslahıyla kemalleşen ve Hakikat yurduna doğru seyreden, kurtuluşa eren insan işte onlar gerçek akıl sahibleridir. Dervişlik yolunda Tefekkür saliki „ülü’l-elbâb“ yani akıl ve idrak sahibi kılan, basiret penceresini kendisine açan anahtar mahiyetindedir.

Allah yolunun saliklerinin dimağında başlayan bu fikir bu hareket bu eylem Nefsin ıslahıyla kalpte tezzeküre evrilir. Kalpteki zikiri cilalar ve kemal ile parlatır. Gönüldeki bu tezekkür, Allah ile murakabe husule getirir, böylece salik marifet kapısından içeri adım atar. Allah yolunda nihayetsiz makamlarda hakkı temaşa eder.

Hz. Pir Abdulkadir Geylani (k.s.a.):

Ey oğul! Tefekkür kalbin yapacağı işlerdendir. Eğer kendin için bir iyilik görürsen, bir iyiliğe nail olursan, Allah’a (c.c.) şükret. Bir kötülük görürsen de ondan dolayı tevbe et. İşte bu tefekkür sayesinde dinin ihya olur, dirilir, şeytanın da ölür.

Şöyle denmiştir: „Bir saat tefekkür, bir gecelik ibadetten hayırlıdır.“ Allah’a (c.c.) ulaşma yolunda yine Allah’ın fiillerini delil getir. Nasıl ki bir sanat eserinden sanatkâra intikal ediliyorsa, Allah’ın muazzam bir sanatı olan bu kâinata bakmakla da Allah’a ulaşılabilir. Onun için Allah’ın sanatı üzerinde tefekkür edersen Allah’a ulaşabilirsin.

Hakiki imana sahip olan bir mü’minin iki dış gözü, iki de iç gözü vardır. İki dış gözü ile Allah’ın (c.c.) yeryüzündeki sanat eserlerini görür, iki iç gözü ile de Allah’ın göklerde yaratmış olduğu eserleri görür. Bundan sonra onun gözünden perdeler kaldırılır. Neticede Allah’ın yakın ve sevgili kullarından olur. Sevgiliden hiçbir şey gizlenemeyeceğine ğöre, Allah’ın sevgili kullarından olan bu kişiden de İlâhî sırlar gizlenmez.

Kommentare sind geschlossen.