Zikir nedir?

Yedi gök, yer ve bunların içindekiler, Allah’ı tesbih ederler. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini anlamazsınız. Şüphesiz O Halîm’dir, Gafûr’dur. [İsra 44]

Sebbihisme rabbikel a’lâ Yüce olan Rabbinin ismini tesbih et. [A,la 1]

Kur’an-ı kerimde Zikir kelime olarak Allahı anmak onu Onu hatırlamak Onu düşünmek “yanında Öğüt, Nasihat, Tefekkür, Kitap, Kur’an, Namaz, İbadet, Şeref gibi pek çok manalarlada kullanılmıştır. Zikir Temel olarak insanın üzerine düşünmesi, düşündüğünü hatırlayıp Onu yad etmesi, Onun daim farkında olarak hareket etmesi hayatını bununla tanzim etmesidir.

Zikir Kuranda Allahü zül Celalin şüphesiz en sarih emridir ve Allah’ı zikretmek ise muhakkak en büyüktür. Hitabıyla en büyük amel iş ve ibadet olduğu bildirimiştir.

Allahü zül Celal kendi Zatına ait olan kelam sıfatı ile büyük bir lütuf olarak insanoğlununda kendisini zikedebilmesi için dillendirmiş, Allah, Hz. Âdem Aleyhisselâma bütün isimleri öğretti. [Bakara31]

Kendisini daim zikreden, tesbih eden mümteniatın içinde O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur[İsra 44] Kainattaki Cenabı Hakkın bu zikrine iştirak ile İnsanoğlunu ulvi bir yolculuğu çıkmaya muhayyer kılmış, bu yolculugun azığı olarak kendisinin zikredilmesini emreylemiştir.

İnsanoğlunun derecesine göre Zikir mutlak manada kulun dil ile Cenabı Hakkın esmasını çok çok tekrar etmesinden başlayarak,

Ey iman edenler! Allahu Teâlâ’yı çok zikredin”Ve sebbihûhu bukraten ve asîlâ Onu sabah ve Akşam tesbih et. [Ahzab 41,42]

Kulun istidat ve inkişafına göre mukayyed altına almadan kalplerin sadece zikir ile mutmain olacağını insanoğlunun kamil bir imana ancak zikir ile kavuşacağını haber vermiştir.

Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalbler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur.[Rad 28]

Rabbinin ismini zikret ve masivadan,her şeyden kendini çekerek yalnızca O’na yönel.[Mümezzil 8] hitabı ile kulun Zikirle Cenabı Mevla ile bağ kurmasını samimiyetle kendisine yönelmesini emretmiştir.

Güzel söz O’na yükselir. Salih amel de onu yükseltir.[Fatır10] Allahü zül Celalin emrine itaatle kulundan husule gelen salih ameller zikre döner. Cenabı hakka dil ve hal ile gönülden yapılan her zikir varlık ile vücüd bulur.

“Rabbini zikredenle zikretmeyen kimsenin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir” buyurur Peygamber Efendimiz. ölüyle diri arasındaki temel fark candır. Zikirde tüm ibadet ve taatın canı ve ruhu mesabesindedir. Halden dilden ve gönülden sadır olan her zikirde Cenabı Hakka yükselir ve İnsanoğlu Cenabı Hakka doğru manevi yolculuğu ancak zikir ile çıkabilirki, esasında kulu Rabbe vasıl kılan bütün ibadet taatın aslı ve özüde Cenabı Hakkın zikridir.

Yaratılış itibariyle insanın düşüncesi ile ameli arasındaki ilişkiyi izah eden en güzel sözlerden birisi.,,İnsanın fikri ne ise zikride odur deyişi olsa gerek , İnsanoğlunun tefekküründeki ulvi yücelik Cenabı hakkın zikri ile insanoğlunu hakka doğru yürütürken, sufli tehayyülleri ve masivaya meyli insanoğlunu Cenabı haktan uzaklaştırır.

Peygamber efendimiz bir kudsi hadiste bize şu şekide bildirir.

Ben kulumun Beni zikrettiği gibiyim. Kulum Beni zikrederse onunla beraber olurum. Kulum Beni içinden ve gizlice zikrederse Ben de onu içimden ve gizlice zikrederim. Kulum Beni halk ve topluluk içinde zikrederse Ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde zikrederim. Kulum Bana bir karış yaklaşırsa Ben ona bir kulaç yaklaşırım. O Bana bir kulaç yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O Bana yürüyerek gelirse Ben ona koşarak giderim”.  [Buhari, Tevhid, 15; Müslim, Tevbe, 1].

Kalbin süruru, nefsin tezkiyesi ve insanın kemali ancak yine zikir iledir. Bir tefekkür nutfesinden zuhur ederek, kabte cenin mahiyetine dönüşen zikir, hakikat halinde vücüda gelir.

Kulların dilinden ve halinden zuhur eden her türlü tesbih ve tenzih Allahü zül Celalin Şanına ve azametine layık değildir. Hiç bir zikir Cenabı Hakkı tam olarak ifade ve ihate etmez. Yinede Allahü zül Celalin kulları üzerine farz kıldığı tesbih ile Kullar Cenabı Hakka daim zikir ile methü senada bulunurlar. Kulların bu niyazı ile Allahü zül Celali Her türlü noksanlıktan ve Allahın azametine hülül getirecek ve Ona izafe edilemeyecek şeylerden tenzih etmeleri, Allahın şanında ne bir nakıslık nede bir yücelik meydana getirmez. bilakis tüm tesbihler kulun kendisini arındırması ve Şanı yüce Rahmana bir yakınlık bir kurbiyet kesbetmesi içindir. İnsanoğlunun Allahı zikredebilmesi Hakkın Azametinin Şanı RahmetininTecellisidir..

Efendi Baba hz Zikir kişinin Her daim Allahın huzurunda olduğunu bilmesidir buyurarak Allah yolunun yolcularının dil ile tekrar edilen bir zikirden yürünmesi gereken ihsan mertebesini işaret etmiştir. Bir başka tabirle zikir zikredilenden gayrısının unutulması Her daim hakkın huzunda bulunduğunu kulun müşahede etmesidir. vezkur rabbeke izâ nesîte Unuttuğunda Rabbini zikret (Kehf 24]

Allahtan gayrisinden yüz çevirenin yüzünü, Allaha dönmüş, Allahtan gayrisini terk eden, Allaha hem hal olmuş, Allahtan gayrisini unutansa Hakikatte Onu hatırlamış Allahı zikretmiş, olurki Tasavvuf erbabının Hakiki ve daimi zikir olarak tanımladığı hal ve Zikirdeki yegane maksat ve gayede esasen budur.

Cenabı Hakkın Zikri Dervişlik yolunda müptedilerin dilinde Cenabı Hakkın hatırlanması ve yad edilmesi şeklindedir. Müntehiler ise Cenabı Hakkın vasıflarını kalplerinde müşahede ederler. Kul Cenabı hakka kurbiyet kazanıp Allah ile hemhal olduğunda Cenabı Hakkı temaşasında Hakkın zikrinde fani olurki bu Allahın veli kullarının makamıdır. Allahü zül Celalin esma ve sıfatları Kulun esma ve sıfatlarını yok etmiş Hakkın zikri kulun zikrini fani eylemiştir.

Öyleyse yalnızca beni anın. Ben de sizi anayım. [Bakara 152]

Tarikat yoluna adım atan Müptedilerin dillendirdikleri tesbihlerinde, zikirlerinde, Nefislerinin arzusu Sevap ile Hakkın nimetleri ve ikramlarıdır. Onların Zikir, ibadet taat, dua, niyaz ve tefekkürleri Cenabı hakktan dilek ve istek üzerinedir.

İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında (onu) gözetleyen, dediklerini zapteden bir melek hazır bulunmasın.[Kaf22]

Salikin Gayreti ve mücadelesi ve İlahi bir lütuf neticesinde Zikir kalbe sirayet eder. Kalbe intikali ile Zikir, kalpteki beşeri hasletleri temizler kalbi uyandırır ve kalpten masivayı çıkarıp atar. Nice erler ki, ne ticaret, ne de alışveriş kendilerini Allah’ı anmaktan..alıkoymaz.[Nur 37]

Ve böylece kalbe İlahi nazargah olarak Cenabı hakkın nuru aks eder ve yerleşir.

Zikirle ihyâ olup Hakkın nuru tecelli etmiş bir kalp doğruyu eğriden, hakkı bâtıldan temyiz ederek “…Şâyet bilmiyorsanız zikir ehline sorunuz!”(en-Nahl, 43; el-Enbiyâ, 7) Allaha sırdaş insanoğluna çıktığı ukba yolculuğunda mürşidlik yapar.

Dünyevi istek ve arzulardan yüz çeviren, nefislerini tard eden bu kullar Cenabı Mevlanın dostu ve sırdaşı mahiyetindedir.

Allahın bu dostları her türlü nefsin hazlarından yüz çevirmiş nefislerini terk etmiş dünyevî hicap ve perdeleri yırtmış, hakiki olmayan mecazî bağları kesmiş, hayır ve kemalin membağına ulaşmış bir halde Cenabı Hakkın kapısına yüzlerini koymuşlardır. Hz İmam-ı Ali Kerremullahi veche bir münacatında şöyle buyurur: „İlahi! senin dışındaki her şeyden sana doğru tamamen kopmayı bana lütfet ve kalp gözlerimizi senin cemâlini görmekle aydınlat ki, kalplerin basiret gözleri nur perdelerini yırtsınlar, azamet kaynağına ulaşşınlar ve ruhlarımız senin kutlu makamına erişşinler.

Kommentare sind geschlossen.